Pazarlamada Çevre Faktörü

Geçenlerde çevreyle alakalı bir sunum dinledim. Çevrenin sizi nasıl değiştirdiğiyle alakalı örnekleri gördüm ve ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Pazarlamada da aynı şekilde Kotler bunu incelemiş ve önemini vurgulamış. Nasıl ki genelde insanlar ailesine çekiyor ve onların huylarından alıyor, işte şirketler de çevresinden etkilenerek ticaret ve pazarlamasını yönetiyor.

İç İlişkiler

Çevremizi iç ve dış olarak ayırırsak şirketin iç ilişkileri tedarikçisiyle veya muhasebecisiyle arasında olan ve düzeltilebilen ilişkilerdir. Örnek olması açısından şirketteki şubeler, aracı kuruluşlar, rekabet ettiğiniz şirketler ve müşterileriniz bu iç ilişkilere dahildir. Bunları kontrol edebilirsiniz ve düzeltebilirsiniz. Bir şirketin sağlığını genelde bu iç ilişki çevresi düzenliyor. Mesela Toyota tedarikçileriyle kurduğu sağlıklı iletişim sayesinde teslimatlarını geciktirmiyor. Bir diğer firma çalışanlarıyla iyi anlaştığı için üretimi aksamıyor. Müşteriler hakeza sadakat gösteriyor ve riski azaltıyor. Bu ilişkileri yürütmek basit ama çok önemli. Dürüstlük gibi ticaret ahlakına uyan insanlar için kolay.

Dış İlişkiler

Fakat dış ilişki çevresi biraz daha uzmanlık isteyen ve duygularımız ile beraber matematiğin, verinin konuştuğu bir olay. Bunları düzenlemeye gücümüz yetmiyor. Çok güçlü olsak bile çok uzun zaman uğraşlarla bile düzelmeyebilir. Mesela ne? Kültür. İnsanlar kültürleriyle mutlu. Yüzlerce yıl böyle yaşamış. Bunu değiştirirmeye çalışırsan tepki alırsın. Bir diğeri demografi yani nüfus özellikleri. Bir yerde kadın-erkek oranı, yaşlı-genç oranı hep istatistiksel ve veriye dayalı özelliklerdir. Değişmesi de çok uzun zaman alır. İşte burada pazarlamacılar kendilerini çevreye uyumlu hale getirmeye çalışıyorlar.

Kuşak Analizi

Kotler birçok kuşak özelliklerinden bahsediyor. Çinde 1980’den sonra doğumların bir çocukla sınırlandırıldığını ve bu yüzden bu yıldan sonra doğanların bireyselliği çok sevdiğini söylüyor. 2.Dünya Savaşı sonrası neslin özelliklerinden ve milenyum çocuklarının özelliklerinden bahsediyor. Benim en çok dikkatimi çeken şey şu oldu; Nesillerin farklı özelliklerinden bahsediyor fakat bizim neslimizle bunlar uyuşmuyor. Çünkü Kotler Amerika nesillerinden bahsediyor. 2.Dünya savaşından sonraki nesilden söz ediyor. Tamam, dünya savaşları bizi de etkiledi ama aynı şekilde değil. Büyük krizden sonraki dönemlerden bahsediyor fakat bizim krizlerimiz başka dönemlerde oldu. Adamlar Wall Street’te kriz yaşarken biz daha yeni duyuyorduk birçok şeyi. Yani diyeceğim şu ki; muhakkak nesillerimizde farklılaşmalar oluyor ama bunun bölgesel bakılması gerekiyor. Türkiye’de tarih, sosyoloji ve psikoloji okuyan kişilerin Türkiye’ye göre kuşak niteliklerini belirlemesi gerekiyor bence. 22 yaşımdayım. Ben Amerika’da yaşayan 22 yaşındaki biriyle aynı şeyleri düşünmüyorum. Düşünemem. Pazarlama gurusu diye Kotler’in görüşlerini direkt olarak Türkiye’de kullanamayız fakat kullanıyoruz. Bu kuşak meselesi Türkiye’de o kadar yaygın ki. Ama yanlış bence. X kuşağı dedikleri bizim ülkede darbe kuşağıdır. The Baby Boomer dediklerinde Türkiye daha yeni kuruluyordu be abicim. Y kuşağına diyorlar ki teknolojiyle doğdular vs. Amerika zaten teknolojide gelişmiş bir ülkeydi. Yani bu zamanda büyüyen biri teknolojiye kolay ulaşıyor ve onunla hayatını kolaylaştırıyor. Aynı yaşlardaki bizlerde kolay ulaşıyoruz ama Ortadoğudaki savaşları görüyoruz, terörizm görüyoruz, ekonomik dalgalanmaları görüyoruz. Aynı şeyleri düşünemeyiz. 

Sosyal gruplar

İkinci sosyal nüfus meselesi de bölünme. Şimdi insanların farklı fikirler etrafında bölünmesi elbette doğal fakat Türkiye’de bir sorun var. O da şu ki,  Amerika’da bireyselleşme üst düzeyde yani insanlar ayrı düşüncelere sahip oldukları için büyük güçler oluşmuyor ve her malın bir alıcısı çıkıyor ve sistem yürüyor. Kimse kimseyi engellemiyor. Japonya toplumu çok bütüncül. Değerlerine beraber sahip çıkıyor. Yine engel yok. Türkiye’de büyük güç grupları var. Bu güç grupları birbirlerini aşındırabiliyorlar. Nüfus özelliği böyle. Ortak fayda sağlanmalı. Bu çatı çökerse hepimiz altında kalırız sözü çok hoşuma gidiyor.

Ekonomik Optimizasyon

TATA nano

Ekonomik tercihler çok önemli. Şöyle ki, meşhur Hindistan otomobil üreticisi TATA bir zamanlar nano diye bir araba duyurdu. Dedi ki öyle bir araba yapacağım ki az yakıt yakacak, çok kişi taşıyacak, güzel gözükecek ve herkesin alabileceği kadar ucuz olacak. Yani tam öğrenci arabası. Yaptılar. 2500 dolar fiyat koydular. Dediler ki yılda 1 milyon satacağız. Araba ellerinde patladı. Niye? Çünkü insanlar arabayı aynı zamanda bir lüks olarak görüyorlardı. Bir yere küçük ama çok kişi alan bir arabayla değil. Geniş bir arabayla gitmek istiyorlardı. Biraz çok yakması önemli değildi. Sonuçta ne oldu? Ekonomik optimizasyon ve müşteri talebi uyuşmadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir