Dış borçlanma ve döviz yönetimi üzerine

Geçen hafta merkez bankası hakkında genel bir yazı kaleme almıştık. Bu haftada yine ekonomiyle ilgili önceden çok anlamadığım dış borçlanma üzerine yazmak istedim. Kolay gelsin.

Dış borçlanmasak olmuyor mu?

Hep düşündüğüm soru. Şimdi şöyle; bu dış borçlanmanın aslında tarifini yapmaya gerek yok. Türkiye’nin dışarıdan para alması. Hükümet bakıyor para eksik. O zaman dışarıdan bulalım diyor. Fakat her şeyin bir bedeli var. Ne oluyor? Bi kere aldığın parayı döviz olarak alıyorsun yani kimse sana TL borcu vermiyor. Ee yüklü de bir miktar aldın mı o döviz talebini arttırdığın için başlıyor borcunun değeri artmaya. Yani borç alarak borcunu arttırıyorsun. Zaten bu borcu da sana “Al kardeş, sıkışınca ödersin.” diye faizsiz de vermiyorlar. Bunun da bir faizi var.

Şimdi o zaman soracaksınız niye alıyoruz diye.  Aslında alınmasının avantaj noktaları da var. Eğer aldığın borçla daha fazla para kazanıyorsan aldığında kar edersin abi. Düşün 100 dolar aldın. 1 dolar 4 lira diyelim. Borcu alınca talep yükseldi. Dolar oldu 4,2. Faize de 1 sene sonra %10 ödersin demişlerdi. 1 sene sonra 4,2 liradan 110 dolar 462 lira yapıyor. Şimdi sen bu 100 dolarla 500 lira kazanırsan nette kâr etmiş oluyorsun.

Aslında bir olumsuz etkisi daha var. O da enflasyon. Dış borçlanmayla parayı daha çok değerlendireceğim diye alıyorsun. Tabi borcu bulunca sende para bol. İstediğini alıyorsun. O zamanda satıcılar bu mallar iyi gitmeye başladı, biraz fiyatını yükseltelim diyorlar. Hadi bu mal künefe olsa iyi. Kadayıfı bizden, peyniri bizden. Ama sen gidip Oreo’lu süt içersen olmaz be abi. Oreo’yu bizde üretmiyorlar ki. Dışarıdan aldığın parayı dışarıya yolluyorsun. Hem enflasyon hem boşuna faiz. Hayır zaten sütün içine Oreo koymak nereden aklına gelir insanın bilemem ama güzel oluyor.

Peki bu borçtan nasıl kâr edersin? İthalat malına nitelik katarsın. Yani üretimine önem verirsin. Bu parayı üretime harcarsın. Bu noktada kafama takılan bir soru var. Kârı daha çok olan şirketler daha rahat borç alabiliyorlar bildiğim kadarıyla. Yani iyi bir üretici firma o parayı alıyor zaten ama şöyle bir sorun var bence o para tam olarak üreticiye gitmiyor. Hammadde kalemlerine etkilese bile personel giderlerinde büyük pasta yönetim kısmına düşüyor. Biraz komünist bir kalem gibi olacak ama üretimde emeği olan işçilerin maaşları artmıyor. Ee üretim hamlesi topyekûn bir hareket olacaksa bu işçiliğinde özendirilmesi lazım. Nitelikli çalışanların ortaya çıkması lazım ki uzun vadeli borçlarımızda ve ithalatımızda sıkıntı çekmeyelim. Çünkü asıl kârı yapan üretim şirketindeki finans uzmanı değil. O Oreo’lu süt içiyor.

Para ile kâr etmenin diğer yolu ne derseniz: TL ile dış borç verirsin, liranın değerini arttırırsın fakat kim TL ile dış borç alır? Çok zor. Genelde dolar ve euro dönüyor dünyada. Hani denir ya paradan para kazanmak. Adamlar yapıyor gerçekten. Dolarla dış borçlanma yapıyoruz. Zorundayız. Rezervlerinizi de ona göre düzenliyoruz. Tam bu noktada döviz stoğuna bi bakalım.

Döviz rezervi nedir ve nerelerde bulunur?

Merkez bankası niye döviz rezervi tutuyor? Biz ithalat yapıyoruz. Brezilya’dan kahveyi TL ile ödetmiyorlar adama. IMF diyor ki, eğer ithalat yapacaksan kriz çıktığı anda ithalatını toparlayacak şekilde rezervin olması gerekiyor, bir de kısa vadeli borçlarını idare edebilecek kadar olsun. Ne yapsın merkez bankası TL dışarıda para etmiyor. Dolar ve Euro hakkaten güçlü paralar.

Dış borçlanmadan devam ediyorum.

Dış borçlanmayı değerlendirmek için gayrisafi yurtiçi hasıla(GSYH veya ingilizcesi GDP) ile oranlıyorlar. Güzel oran tabiki. GDP bize adı üstünde yurtiçindeki öz hasılatımızı gösteriyor. Dış Borç/GDP yüksekse sıkıntı fakat dış borçla birlikte GDP’de yüksekse sorun pek yok demektir.

Türkiye’nin grafikleri korkutmuyor değil. Dış borç/GDP 2001-2002’ye kadar artarak devam etmiş. %50’yi aşmış. Sonra gerilemeye başlamış. 2017 yılında yine %50 üzerine geldi. Yani teker dengesizleşmeye başladı. Aman dikkat edelim. Bundan önceki borçları düzenlememiz ve bundan sonraki alacaklarımızı faiz oranlarından daha fazla kazanacak şekilde temin etmemiz lazım. Üretime ve bunun ithalatına önem verelim. Görüşürüz.

 

Benzer yazılar

BlockChain Teknolojisi ve Coin Üzerine

Geçenlerde elime Boğaziçi Üniversitesinde Finans Profesörü olan Vedat Akgiray’ın yayınlamış olduğu bir makale geçti. Aranız olmasa bile kolay anlaşılabilecek şekilde yazılmış. Makaleden alıntılarla BlockChain teknolojisini anlatmak istedim. BlockChain Nedir? Blockchain diyince aklımıza hemen bitcoin geliyor. Aslında tam olarak öyle değil fakat bu teknoloji Satoshi Nakamoto tarafından 2008’de geliştirilen bitcoin ile ün kazandığı için akıllarda öyle […]

Etkili İletişim Nasıl Olur?

İletişim Nedir? Etkili iletişimin nasıl olacağını anlatmadan önce, hayatımızın her alanında olan iletişimin ne olduğundan, neden böyle bir fiil gerçekleştirdiğimizden bahsedelim. İletişim, anlatılmak istenen mesajın, başka bir kişiye, karşıdakinin anlayacağı işaretler ve dil ile aktarılma işidir.  İletişim bir kişiden diğerine bilgi, fikir ve görüş aktarma sanatıdır. İletişim sözlü olabileceği gibi sözsüz, yüz ifadeleri ve beden hareketleri ile […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir