Acemi Bir İzcinin Günlüğü

5 sene önce lisedeyken, İngilizce öğretmenimiz olan ve aynı zamanda izcilik, dalgıçlık gibi değişik aktivitelerle de uğraşan Bülent Hocamızın teşvikiyle sınıftan birkaç kişi kampa gitmeye karar vermiştik. Bu kamptan sonra kendimce bir kamp raporu hazırlamıştım ve hocamız sınıfta bu raporu okumuştu. O raporu, kamptan fotoğraflar da ekleyerek paylaşıyorum:

 

KAMP RAPORU

23 Nisan Ulusal Egemenlik Kampı

Çanakkale – Çan / Tepeköy

Kampa gitmeden haftalar önce toplantılara ve planlamalara başlamıştık. Yer olarak Çan Tepeköy’ü seçtik. Ben de dahil olmak üzere bazı izci arkadaşlarımızın ilk kamp tecrübesi olacaktı. İlk olarak kampta gerekli olacak temel ihtiyaçlarını (uyku tulumu, çadır, mat vb.)  herkes kendi başına karşıladı. Bundan sonra, kampta gerekli olacak diğer malzemeler ve yiyecekler hakkında konuştuk. İzci liderimiz ve öğretmenimiz Bülent Kaya bizden bir yemek planı istemişti. İzci arkadaşlar olarak oturup kararlaştırdık. Yiyecekleri kişilere göre paylaştırdık böylece herkes üstüne düşeni alıp getirecekti. Fakat izci liderimiz bunun kötü bir fikir olduğunu söyledikten sonra hep beraber yeni bir plan yaptık. Yiyecekler konuşuldu, ayarlandı, ortalama fiyatları çıkarıldı ve kişi başına düşen miktar belirlendi. Et gibi bozulabilecek yiyecekler kampa yola çıkmadan birkaç saat önce alınacaktı. Alınacak malzemeleri; marketten, kasaptan ve pazardan alınacak olanlar olarak üç gruba ayırdık. Cuma günü okul çıkışı, pazardan alınacak olan sebze türü şeyler Cuma pazarından, marketten alınacak (abur cubur, çay, kahve, cips, ıslak mendil vb.) gibi şeyler marketten tedarik edildi. İzci liderimiz tarafından bir gün öncesinden sipariş verilip özel olarak hazırlatılan köfteler ve tavuk etleri ise kampa doğru yola çıkmadan hemen önce alındı. Çan’a gidecek olan otobüsün saati bir gün önceden öğrenildi ve diğer izcilere haber verildi. Herkes 09:45’te Carrefour’un önünde olacaktı ve o zaman geldiğinde birkaç eksik izci hariç oradaydık.
Geç kalanlardan bir izci arkadaşımız otobüse Yeni Otogar’ın orada yetişti ve diğer arkadaşımız ise 10:45 otobüsüyle gelerek bize katıldı. Böylece 21 Nisan Cumartesi sabahı kamp maceramız başlamış oldu. Yaklaşık bir buçuk saat otobüs yolculuğundan sonra bizi orada bekleyen izci liderimizle buluşup, marketten son eksiklerimizi tamamlayıp, pek de hafif olmayan çantalarımızla Tepeköy’ün hemen dibindeki ormanlık alana doğru yürümeye koyulduk.

 

Yaklaşık bir kilometre yokuşu yürüdükten sonra kamp yapacağımız alana ulaşmıştık. Bu sırada ara ara yağmur geçişleri oluyordu. Olası yağmura karşı naylon almamız gerekiyordu ve bunu bize izci liderimiz önceden söylemişti ama sanırım bu çoğumuzun aklına yağmur çiselerken gelmişti. Kamp alanına vardığımızda yerlerdeki, bizden önce oraya gelenler tarafından bırakılan, cam kırıklarını temizledik. Çadırlarımızı, boş bir alana bakan orman ağzındaki birkaç ağacın üzerinde bulunduğu yere kurmaya karar verdik.

Burası çeşmeye yüreyerek 3-4 dakikalık bir mesafedeydi. Çadırlarımızı birbirimizle yardımlaşarak kurduk. Kullanma ve içme suyu bidonlarından birini ağacın dibine koyduk ve birini de ağaca astık, böylece acil durumlarda
çeşmeye gitmeye gerek kalmadan burada işimizi halledebilecektik. İzci liderimiz bize işimize çok
yarayacak bazı düğüm çeşitlerini gösterdi. Artık odun toplamaya başlayabilirdik. Baştan ormanda biraz dolaşıp yerdeki kuru odunları, çalı çırpıları ve bize yakın olan kuru ağaçlardaki dalları topladık. Ama bu odunlar bize yeterli değildi. Bunun üzerine izci liderimiz bize yüksekteki dalları toplayabilmemiz için sağlam bir ipin ucuna bir odun bağlayıp verdi. İzci arkadaşlarımızla ormanın içinde kuru ağaç aramaya çıktık ve bu sırada izci liderimiz de baltasını kullanarak odun topluyordu. Fotoğraf da çekildiğimiz yıkık ağaçtaki odun, bize 1 hafta yetecek kadardı ama elimizdeki baltayla bu ağacı kesmek zordu ve testere alabileceğimiz İzci Evi kapalıydı. Odun toplamak çok zevkliydi, bıraksalar sabaha kadar odun toplayabilirdik diyorduk ama bunun o kadar da kolay olmadığını hava kararınca anlayacaktık.

İzci liderimiz, bundan önceki kamplardaki gece nöbetçilerinin en ufak bir seste nasıl tedirgin olduklarını bize anlattığında gülüyorduk. Odunlar toplandıktan sonra düzgün bir şekilde kesildi ve gece için yakılabilecek hale getirildi. Bunlar biraz zaman aldı tabi. Artık acıkmıştık, ateş yakıldı, köfteler pişirildi. Ayranla birlikte köfteler çok lezzetliydi ama ekmekler bize biraz az gelmişti. Hava karardıkça soğumaya da başlamıştı ama bu ateşin etrafındayken pek fark edilmiyordu. Gece bir ara, bir izci arkadaşımızın getirdiği zeytinyağlı sarmaları almak için arkamızı döndüğümüzde kutunun boş ve kapağının parçalanmış olduğunu fark edince yerde yiyecek bırakmamamız gerektiğini daha iyi anladık ki bu konuda izci liderimiz bizi uyarmıştı. Birkaç kedi etrafımızda dönüp duruyordu, kovalamak pek işe yaramadı. İlerleyen saatlerde buna bir de domuz sandığımız köpekler eklenmişti.

Vıraklayan kurbağalar ilk başta üzerlerine doğru ışık tutulunca susuyordu ama sonra onlar da olayı anlayınca gece boyunca vıraklamaya devam ettiler. Marşmelov yeme sırası geldi. Herkes çubuklarını alıp marşmelovları ucuna takarak ateşte ısıtmaya başladı. İzci liderimiz marşmelovun nasıl yendiğini bize gösterdi. Baştan tadı güzel olsa da yedikçe tadı kötüleşiyordu. Fazla yememek gerekiyordu. Bazı izci arkadaşlarımız marşmelovu daha farklı bir şey olarak hayal ettiklerinden, hayal kırıklığına uğramışlardı. Ama bence tadında bırakılınca güzel bir şekerdi.

Bu arada tavukları ve patatesleri alüminyum folyolara sarıp ateşin bir kenarına koyduk. Ama tuz getirmeyi unuttuğumuzdan bunları tuzsuz yedik. Yine de lezzetli bir yemekti. Tabi yemek yenince haliyle bulaşık da ortaya çıktı. Biz üç izci arkadaş el fenerleriyle, çeşmeye bulaşıkları yıkamaya gittik. Bazı bulaşıklar zor temizlenince, çadırların olduğu alana biraz geç dönmüştük. Sanırım bazı arkadaşlarımız endişelenmişler. Gece, el fenerleriyle ormanın içinde, gündüz hazırlanan  hedefler ile oryantirink yapıldı. Ama bir sorun oldu, bir hedefi bulamadık, haliyle faaliyet burada sona erdi. Ağaçtaki kağıt düşmüş olabilirdi. Çadırlara geri döndük. Ateşin başında otururken bir ara bir boşluk olduğunu fark ettim. Bir süre sonra nedenini anlamış oldum. Karşıdan bana doğru ellerinde, üzerinde mumları yanan kekle birilerinin geldiğini gördüm. Arkadaşlarım ve izci liderim doğum günümü kutladılar, çok sevindim. Oturup keklerimizi yedik ve kolalarımızı içtik.

İzci liderimiz tarafından gece nöbeti listeleri hazırlandı ve bir ağaca asıldı. İlk nöbetçiler dışındakiler yavaş yavaş çadırlarına çekilmeye başladılar. Ben ve bazı arkadaşlarımız ilk kez çadırlarda kalacaktık. Çadırın içine girip tepedeki feneri açtığımda tepeden yüzüme doğru sarkan örümcekle göz göze geldiğim an, dışarıdayken, çadırın kapısını kapalı tutmam gerektiğini anladım. Neyse ki o örümcek anlayışlı davranarak, kapıyı açtığımda ben onu çadırdan çıkarmadan o kendi kendine çadırımı terk etti. Kendime giysilerimden yastık yaptım, matımı altıma serdim ve uyku tulumunun içine yerleşerek uykuya dalmaya çalıştım. Ama nöbetçilerin sesi çadırın içinde yankılandığı için uykuya dalma süreci biraz uzun sürdü. Uyku tulumunun içinde uyurken, insan evdeki yatağında olduğu gibi rahatça kolunu bacağını hareket ettirmeyi özlüyor. Saat 03:00 sularında uyanarak üşüdüğümü fark ettim. Soğuğun aslında yerden geldiğine kanaat getirdim. Ayrıca yanımdaki, yerde duran su şişesine dokunduğumda suyun buz gibi olduğunu  fark ettim. Ceketim arabada kalmıştı, gidip onu aldım, üstüme giydim ve ateşin başında biraz ısınarak tekrar uyumaya devam ettim. Ben son nöbetçi grubundaydım. Sabah 06:00’da kalktım, diğer izci arkadaşım ve izci liderimiz ile beraber kahvaltı için hazırlıklara başladık. Yumurta olsaydı önceden salata yaparken ayırdığımız domateslerle menemen yapacaktık ama kimse çadırından dışarı çıkmayınca yumurta alamadık. Bunun yerine hamur yoğurup güzel bir lokma yaptık. Bu arada kahvaltıyı duyan herkes uyanmıştı zaten. Güzel bir kahvaltıdan sonra çadırlarımızı kaldırdık ve kuruması için güneşe serdik. Etrafı toparlayıp, ateşi söndürüp, çöpleri çöp torbalarına doldurduk ve giderken almak üzere bir köşeye koyduk. Eşyalarımızı çantalarımıza yerleştirdikten sonra kamptan ayrılma vakti gelmişti. Çöp torbalarını alıp 22 Nisan Pazar sabahı dönüş yolunu tuttuk.

 

 

Bence eğlenceli ve öğretici bir kamptı. Kamp yapmanın ne kadar zevkli olabileceğini ancak kamp yapanlar bilebilir. Burada insanlar sadece doğada yaşayabilmeyi değil, bir arada yaşayabilmeyi de öğreniyor. Tecrübe kazandıkça, kamp yapmanın daha da zevkli bir hal alacağına inanıyorum. Bu güzel duyguları bize yaşatan izci liderimiz Bülent Kaya’ya ve tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

KAMPA KATILAN İZCİLER

Lider: Bülent Kaya

İzciler:

Altay Ural

Berkcan Suner

Burhan Ürgel

Emre Yıldırım

Emrehan Dereköy

Hüseyin Cura

Kemal Karslı

Mustafa Burak Yeter

Tevfik İzer Güngör

21.04.2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir